1. Obezite Atlası Bu metabolik sendrom fırtınasından kurtulmak için genelde göz ardı edilen önemli bir faktörden bahsedeceğim bugün. Metabolik Esneklik Metabolik esneklik vücudun yakıt olarak mevcut olan yakıtı kullanabilmesi ve yakıtlar arası geçişi kolayca yapabilmesi yeteneğidir. Bu yakıtlar karbonhidrat, yağ ve protein. Ama protein vücudun tercih etmek istemediği, vücudun inşaasında kullanıldığı için ana 2 yakıt üzerinden ilerleyeceğiz. Karbonhidrat ve Yağ Bu yağ ya beslenme ile alınan ya da vücutta daha önce depolanmış olan yağ. Bunları kullanarak enerji üretiyoruz. Bu iki yakıtın kullanılma oranı ihtiyaca ve mevcut olup olmamalarına göre değişir. Yakıt Geçişleri Kısaca yakıt seçimini anlatmak gerekirse insülin yükseldiğinde vücut karb yakımına döner ve yağ oksidasyonu baskılanır ki bu iyidir. O sırada karbonhidrat geliyordur ve vücut bunu enerjiye dönüştürmek ister. Tam tersi insülin düştüğünde iste vücut yağı kullanmaya başlar. Diyetle alınan glukoz Depolanan glukoz yani glikojen Diyetle alınan yağ Depo yağ Keton: Glukoz düşükse karaciğer mevcut yağı ketona dönüştür ki bu da farklı bir yakıt türüdür. Yediklerimiz Kan Dolaşımında Depolanma Acil Durumda Protein: Amino asitler Protein Amino asitler Nişasta, Şeker Metabolik Esneklik 1Karbonhidrat: Glukoz Glikojen Glukoz Yağ: Yağ asidi, gliserol Trigliserid Yağ asidi, gliserol, keton Bu iki yakıtı etkin bir şekilde kullanabilen, ikisinden de enerji üretebilen, vücutta hangisi mevcutsa ona yönelebilen metabolizma esnek metabolizma. Örneğin gece açlık sonrası sabah kalktığınızda yağ yakıyorsanız, karbonhidrattan zengin bir öğün sonrası karb yakabiliyorsanız bu metabolizmanın esnekliğini gösteriyor. Metabolizma esnek ise uzun süre yemek yemeseniz bile vücut depo yakıtlara ulaşabildiği için enerjinizde azalma hissetmezsiniz. Metabolik esnekliği anlamanın en güzel yolu bedeni hem benzin hem de elektrikle çalışan hibrit bir araba gibi düşünmek. Esnek bir metabolizma bu yakıtlardan hangisi mevcutsa sorunsuz bir şekilde onu kullanır. Vücut yakıt kaynakları arasında sorunsuz bir şekilde geçiş yapabildiğinde, enerjiyi verimsiz bir şekilde depolamak yerine yeterince kullanabilir. Bu da sağlıklı metabolizma için çok önemlidir. Metabolik Esnekliğiniz Varsa Metabolik olarak esnekliğiniz varsa bu düğmeler arasında kolayca geçiş yapabileceksiniz. İki durumumuz var yeme ve açlık durumu. Yemek yediğimiz zaman kan şekeri ve buna bağlı insülin yükselebilir. Kullanılmayan glikoz depolanır ve kan şekeri normale döner. Yeme penceresi açıkken yağ yakımı durur. Sindirim tamamlandıktan sonra oruç penceresi başlar. Burada da yağ yakımı başlar. Metabolik esnekliği olan biriyseniz kan şekeriniz biraz yükselecek, buna bağlı insülin salınımı olacak, insülin hücredeki insülin reseptörlerine bağlanacak ve kandaki glikozu enerji üretimi için hücre içine alacak. Eğer o sırada kullanılmıyorsa glikoz karaciğer ve kaslarda daha sonra kullanılmak üzere glikojen olarak depolanır. Sindirim bittikten sonra 3-4 saat içinde yağın enerji olarak kullanılması artmaya başlayacak ve depo yağlardan sonra vücut yağları da enerjiye dönüştürülecek. Esnek Metabolizma Kolay kilo verme İnsülin duyarlılığının artması yani insülin direncinin geri çevrilmesi ve bunlara bağlı olarak tip 2 diyabet, kalp hastalıkları gibi hastalıklara yakalanma riskinizin azalması Enerjik hissetme 3. Esnekliğin Azalması, KATI METABOLİZMA Bu mekanizma gıdaya erişimin bu kadar kolay olmadığı eski dönemlerde uzun süre aç kalmanın etkilerini azaltıyordu. Ancak modern hayat esnekliği azaltıyor. Burada dengeyi biz bozuyoruz. Sık sık yemek veya ultra işlenmiş gıdalardan, rafine karbonhidrattan zengin dengesiz beslenmek nedeniyle insülinin sürekli yüksek olması vücudun yağ yakma moduna geçmesini engelliyor. Metabolik olarak esnekliğiniz azaldıysa gelen besinleri kullanmakta efektif olamayacaksınız ve mitokondri strese girecek. İçeri girmeye çalışan çok fazla enerji var ancak bunla başa çıkacak kapasitemiz yok. İnsülin reseptörlerine kapıları kapatmasını söyleyecek. Yağın enerji olarak kullanılması glukozdan daha farklı bir yolla gerçekleşir. Yağ asitlerine ayrışarak enerji olarak kullanılır ama enerjiye dönüşmesi daha uzun sürer. Ani enerji ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kalsa da yağ daha uzun süreli ve istikrarlı enerji kaynağıdır. Karblar daha hızlı enerjiye döndüğü için bu ikisinin varlığında vücut öncelikle karnı kullanmak ister. Ağır bir egzersiz yapıyorsanız bu iyi bir durum ancak her zaman için değil. Genel olarak yağ daha iyi bir enerji kaynağıdır ve vücudun bunu kullanmakta sorun yaşamamasını isteriz. Kas glikojen miktarı 60-90 dk boyunca %75-80 maksimal kapasitede enerji sağlayabilir. Kas glikojeni tükendiğinde kaslar kandaki glikozu kullanmaya başlar. Bu aşamadan sonra ise hipoglisemiyi önlemek için devreye karaciğer glikojeni girer. Pankreastan glukagon salgılanır ve karaciğer glikojeni glikoza dönüşür. Karaciğer glikojeni azaldığında sürrenal bezlerden salgılanan kortizol kas hücrelerindeki proteinleri aminoasitlere çevirir. Bu aminoasitler karaciğerde glikoza dönüştükten sonra kan dolaşımına katılırlar. Bu olay kas yıkımına yol açtığı için sık kullanılmaması gereken bir yoldur. Metabolik Esneklik Neden Azalır? Kronik insülin yüksekliği: Sık sık yeme, ultra işlenmiş paketli gıdalar ve rafine karblardan zengin beslenme Sürekli yemeğe ve özellikle işlenmiş gıdaya erişimin olmadığı dönemlerde metabolizmamız yakıt geçişi yapmaka zorlanmıyordu. Ama modern hayatta nedeniyle beslenme alışkanlıklarımız değişti. Ultra işlenmiş gıdalardan zengin beslenme, bu ürünler işlenme sırasında iflerini ve besin değerlerini kaybettiler bu da hızlıca kana karışmalarına neden olmaya başladı. Üstelik bu ürünlerin çoğu inflatamatuar tohum yağları içeriyor. Karb zengini bu ürünlerin sık tüketimi Iinsülin direncine yol açmaya ve vücudun yakıt tercihinin karb olmasına neden oldu. İşte tüm bu sorunlar vücudun yakıtlar arası geçiş yapmasını zorlaştırıyor. Vücut bu durumda daha kolay olduğu için karbonhidrattan enerji üretmeye yöneliyor, karb aşermelerinin bir sebebi de bu. Yağdan enerji üretemiyor. Açlık sırasında vücutta depo yağ olmasına rağmen yakamıyor. Yakıtlar arasında kolayca geçiş yapamıyor yani esnekliği azalıyor. Glukozdan da efektif olarak enerji üretememeye başlıyor. Örneğin yemek yiyorsunuz ama yeterince yeseniz bile doyduğunu hissetmiyorsunuz ya da arkasından tatlı yemek istiyorsunuz. Kanda yeterince glikoz var ama bundan yeterince enerji üretilemiyor çünkü. Yağı da kullanamıyorsunuz çünkü kan şekeri ve buna bağlı olarak kanda insülin yüksek ve insülin yağ yakımını durduruyor. İşte su içsem yarıyor dediğimiz durum bu. Metabolik esneklik, metabolik sendrom olarak da bilinen insülin direnciyle çok bağlantılı. 4. Metabolik Esneklik Azaldığında: Sık sık atıştırma yapma ihtiyacı, açlık atakları Acıkmayla beraber sinirlenme, huzursuzluk Yemekten sonra halsizlik, şekerleme yapma isteği Yemek sonrasında tatlı isteği Kilo yönetiminde zorlanma Halsizlik 5. Metabolik Esnekliği Geri Kazanmak İçin Sağlık ve ideal kiloya ulaşmak için esnek bir metabolizma şart. Zorlayıcı katı diyetlerle verdiğiniz kilolar, metabolizma esnek değilse geri gelecek anlamına geliyor. Aralıklı Açlık Özellikle geceyi içine alacak şekilde sirkadiyen ritme uygun açlık. Herhangi bir kalorinin tüketilmediği aralıkta vücut mevcut kaldığı için daha zor olduğu halde depo yakıtları kullanmaya yönelecek. Öncelikle depo glukozu yani glikojeni kullanacak sonra daha zor olmasına rağmen depo yağlara yönelecek. Gece açlığını vücuda yağları yaktırma antrenmanı gibi düşünebilirsiniz. Ne kadar tekrar yaparsa yağları yakmakta o kadar becerikli hale gelmiş olacak. Aralıklı oruç gıda alımını
Kötü Beslenme Cildi Yaşlandırıyor
Cildimiz sadece dış görünüşümüzü değil, aynı zamanda genel sağlığımızı da yansıtır. Her gün tükettiğiniz besinler cildinizin yaşlanma hızını doğrudan etkiler. Kolajen kremleri ve pahalı takviyeler alırken, sorunun kaynağı aslında tabağınızda olabilir. AGE Nedir ve Cildi Nasıl Etkiler? Kötü beslenme ciltte kolajen kaybına, sarkmaya ve kırışıklıklara neden oluyor. Abur cuburdan, şekerden zengin beslendiğiniz halde kolajen takviyeleri, kremler kullanarak cilt sarkmasını, kırışıklıkları engelleyebileceğinizi düşünüyorsanız, paranız çöpe gidiyor demek. Vücudumuzdaki yapı taşlarının şekere maruz kalmasıyla ileri glikasyon son ürünleri (AGEs) oluşur. Tüm dokularda bu zararlı bileşikler ortaya çıkabildiği gibi diyet ve sigara ile dışarıdan da alabiliriz. AGE basitçe şekerin vücudumuza verdiği hasardır ve geri döndürülemez. En çok zarar verdiği organlardan biri cilttir. Kolajenin şekere bağlanması ciltte elastikiyet kaybına, sarkmaya ve parlaklık kaybına neden olur. Genelde kolajen alındığı zaman cildin gençleşeceği düşünülür ama kolajen ciltten önce hasarlı dokuya gider. O yüzden öncelikli olarak beslenmeyi düzeltmek gerekir. Cildinizi Korumak İçin Yapabilecekleriniz AGE oluşumunu / maruziyetini azaltmak ve cilt yaşlanmasını geciktirmek için beslenme tarafında yapılabilecekler: 1. Kan Şekeri Yönetimi ✅ Kan şekeri dostu beslenme 👎🏻 Yüksek kan şekeri seviyeleri Kan şekeriniz her yükseldiğinde dolaşımdaki glukoz diğer moleküllerin yapısını bozup, oksitadif stresi artırarak AGE oluşumuna neden oluyor. 2. Doğru Pişirme Yöntemleri Gıdalar ile aldığımız AGE’lerin büyük kısmı pişirme sırasında oluşur. ✅ Düşük ısıda pişirme (haşlama, buharda pişirme) ✅ Kısa süreli pişirme yöntemleri ✅ Limonlu ve sirkeli marinasyonlar (AGE oluşumunu azaltır) 👎🏻 Kuru ve yüksek ısıda pişirme (ızgara, fırında kızartma) 3. Kaçınılması Gereken Gıdalar 👎🏻 Reçel, pekmez gibi ısıl işlem görmüş şekerler 👎🏻 Sosis, salam gibi işlenmiş gıdalar 👎🏻 Yüksek fruktoz şurubu içeren paketli gıdalar 👎🏻 Paketli kek ve bisküviler (Ülkemizde yapılan araştırmada yüksek AGE içerikleri tespit edildi) Sonuç Doğru beslenme ile cildinizin erken yaşlanmasını önlemeye destek olabilirsiniz. Sonra tabii ki takviyeler destek olacaktır – ancak temel beslenme alışkanlıklarınızı düzeltmeden hiçbir krem ya da kolajen takviyesi kalıcı sonuç vermeyecektir. Kaynaklar Uribarri J, et al. Advanced glycation end products in foods and a practical guide to their reduction in the diet. J Am Diet Assoc. 2010. Gkogkolou P, Böhm M. Advanced glycation end products: Key players in skin aging? Dermatoendocrinol. 2012.
İnsülin Direncinde Kullanılabilecek Takviyeler
Glisemik kontrolde olumlu etkileri çalışmalarla kanıtlanan öne çıkan takviyeleri paylaşıyorum. Başlamadan Önce Bilmeniz Gerekenler Kan şekerini düşürebilmek için öncelikle yapılması gereken buna uygun bir beslenme, öğün sayısının kısıtlanması, iyi uyku ve egzersizdir. Son olarak takviyelerden faydalanmak mümkün. Ama yaşam tarzınızı bu basamaklar bazında değiştirmelisiniz. Bu basamakları düzeltmeden kullandığınız takviyelerden verim alınmaz. Öncelikli Takviyeler 1. Berberin Berberin, insülin direncini azaltmak ve tip 2 diyabette kan şekerini kontrol altına almak için kullanılan, bitkilerden elde edilen bir bileşik. Özellikle tip 2 diyabetlilerde kan şekeri kontrolünü, HbA1c’yi ve insülin duyarlılığını iyileştirebilir.[1,2,3,4] Uzun süreli kullanımıyla ilgili bir çalışma yok. Bu nedenle mutlaka uzman kontrolünde kullanılmalı. Bazı araştırmalar berberinin metformin kadar etkili olduğunu göstermekte.[5] 2. Inositol PKOSlu kadınlarda, inositolün insülin direncini ve açlık insülini önemli ölçüde azaltabileceği biliniyor.[6,7,8,9] 3. Magnezyum Özellikle düşük magnezyum seviyelerine sahip tip 2 diyabetli veya prediyabetli kişilerde insülin duyarlılığını artırmaya yardımcı olabilir.[10,11,12] Bunlar dışında da kullanılabilecek umut veren takviyeler var ancak bunlar hem çalışma sayılarının fazlalığı hem de sonuçların tutarlılığı nedeniyle daha önde çıkan takviyeler. Önemli Uyarı Takviyeler ilaçlarla etkileşime girebilir. Özellikle kan şekerinizi düşüren bir ilaç kullanıyorsanız, doktorunuza danışmadan kesinlikle kullanmayın. Kaynaklar [1] Yin J, Xing H, Ye J. Efficacy of berberine in patients with type 2 diabetes mellitus. Metabolism. 2008;57(5):712-7. PMID: 18397984 [2] Zhang Y, Li X, Zou D, et al. Treatment of type 2 diabetes and dyslipidemia with the natural plant alkaloid berberine. J Clin Endocrinol Metab. 2008;93(7):2559-65. PMID: 23118793 [3] Dong H, Wang N, Zhao L, Lu F. Berberine in the treatment of type 2 diabetes mellitus: a systemic review and meta-analysis. Evid Based Complement Alternat Med. 2012;2012:591654. PMID: 22019891 [4] Lan J, Zhao Y, Dong F, et al. Meta-analysis of the effect and safety of berberine in the treatment of type 2 diabetes mellitus, hyperlipemia and hypertension. J Ethnopharmacol. 2015;161:69-81. PMID: 26252777 [5] Liang Y, Xu X, Yin M, et al. Effects of berberine on blood glucose in patients with type 2 diabetes mellitus: a systematic literature review and a meta-analysis. Endocr J. 2019;66(1):51-63. PMID: 30393248 [6] Unfer V, Carlomagno G, Dante G, Facchinetti F. Effects of myo-inositol in women with PCOS: a systematic review of randomized controlled trials. Gynecol Endocrinol. 2012;28(7):509-15. PMID: 29052180 [7] Morgante G, Darino I, Spanò A, et al. Inositol supplementation in lean women with polycystic ovary syndrome: a randomized trial. Gynecol Endocrinol. 2018;34(1):37-40. PMID: 29042448 [8] Pkhaladze L, Russo M, Unfer V, et al. Myo-inositol in the treatment of insulin resistance associated with polycystic ovary syndrome. Int J Endocrinol. 2019;2019:6271095. PMID: 30608001 [9] Gerli S, Papaleo E, Ferrari A, Di Renzo GC. Randomized, double blind placebo-controlled trial: effects of myo-inositol on ovarian function and metabolic factors in women with PCOS. Eur Rev Med Pharmacol Sci. 2007;11(5):347-54. PMID: 10219066 [10] Simental-Mendía LE, Sahebkar A, Rodríguez-Morán M, Guerrero-Romero F. A systematic review and meta-analysis of randomized controlled trials on the effects of magnesium supplementation on insulin sensitivity and glucose control. Pharmacol Res. 2016;111:272-282. PMID: 26696633 [11] Veronese N, Domegues S, Pizzol D, et al. Oral magnesium supplementation for treating glucose metabolism parameters in people with or at risk of diabetes: a systematic review and meta-analysis of double-blind randomized controlled trials. Nutrients. 2021;13(11):4074. PMID: 30002686 [12] Solati M, Ouspid E, Hosseini S, et al. Oral magnesium supplementation in type II diabetic patients. Med J Islam Repub Iran. 2014;28:67. PMID: 27329332
Kilo Veriyorum Ama Koruyamıyorum: Neden ve Nasıl Önleyebilirim?
Kilo verme sürecinde vücudumuz bizimle savaşıyor gibi görünebilir. Peki neden? Çünkü kilo verme girişimleri mitokondriyal fonksiyon, hormon seviyeleri ve enerji harcamalarında önemli değişikliklerle karşılanır. Bu değişiklikler bazı hoş olmayan yan etkiler yaratır: kas kütlesi ve gücü kazanma (hatta koruma) yeteneğimizi tehdit eder, iştah ve aktivite seviyesinin düzenlenmesine ilişkin biyolojik ipuçlarını manipüle eder ve daha az kalori almamızı veya antrenman programımıza daha fazla kardiyo eklememizi gerektirir. En Sık Görülen Neden: Metabolizma Hızının Yavaşlaması Metabolizma hızı, bir bireyin bir günde harcadığı enerjidir ve BMR (Bazal Metabolizma Hızı), yiyeceklerin termik etkisi, fiziksel aktivite ve egzersiz enerjisinden oluşur. Kilo verirken vücutta neler olur? BMR değeri azalır, dolayısıyla alınması gereken enerji de düşer Ghrelin (açlık hormonu) artar, Leptin (tokluk hormonu) azalır Açlık/tokluk mekanizması etkilenir Leptin hormonunun azalması ile kortizol hormonu artar ve su tutumu (ödem) gelişebilir Sürekli ve hızlı yağ kütlesi kaybı, bedenin adaptasyon sağlaması ile bedenin daha az enerjiye ve daha az enerji deposuna alışması ile sonuçlanır. Ancak, vücudun bedeni korumak için böyle önlem aldığı unutulmamalıdır. Daha yüksek yağ oranı olanlarda veya daha büyük bir bedeni olanların metabolizma hızı daha yüksektir. Yağ oranı azaldıkça ve vücut küçüldükçe metabolizma hızı düşer. Sürekli Kalori Açığının Tehlikeleri Kilo verirken metabolizmanız doğal olarak yavaşlıyor. Bu, kilo vermek için sürekli kalori açığı yaratmak zorunda olduğunuz anlamına gelir. Ancak sürekli kalori açığını arttırmak metabolizmaya zarar vermektir. Kalorik kısıtlamada zamanla vücut serum Tiroid hormonlarını azaltarak kendini yavaşlatır – bir nevi uyku modu. Yüksek kalori açığı serum T3’ü düşürerek kilo vermenizi engeller. Ayrıca bu kadar yüksek kalori açıkları tekrar kilo alımla ilişkilidir. Metabolizmayı yavaşlatan faktörler: Hızlı kilo verme Az enerji alımı Katı diyetler Fazla egzersiz Vücudumuz Adaptasyon Sürecine Girdiğinde Ne Yapmalıyız? Egzersiz şiddetini düşürebilir ve vücudun nefes almasını sağlamalıyız Bazı günler ihtiyacın üzerinde kalori alımı ile vücudu tekrar beslemeliyiz Karbonhidrattan düşük, sağlıklı yağlardan zengin bir beslenme metabolizma hızınızın yavaşlamasını engeller. İnsülini olması gereken aralıkta tutabilirseniz metabolizmanız hızlanır Kalorik alım ne kadar erken bitirilirse gün içinde (alınan kalori miktarından bağımsız), vücut kompozisyonunda daha olumlu değişiklikler görülüyor Toksin Faktörü Kilo verdikçe yağ dokuda biriken toksinler serbest kalır ve diğer dokularda toksin konsantrasyonu artar. Bunları vücuttan uzaklaştıramazsanız, sizi korumak için PPAR yolağı kilo vermeyi durdurur ya da kilo aldırır. Çünkü toksinler yeterli yağ bulamazsa vücutta soruna neden olur. Sonuç Daha fazla her zaman daha iyi anlamına gelmez. Sürdürülebilir kilo kaybı için vücudunuzun sinyallerini dinleyin ve sabırlı olun. Kaynaklar Rosenbaum, M., & Leibel, R. L. (2010). Adaptive thermogenesis in humans. International Journal of Obesity, 34(S1), S47-S55. Tremblay, A., & Chaput, J. P. (2009). Adaptive reduction in thermogenesis and resistance to lose fat in obese men. British Journal of Nutrition, 102(4), 488-492. Sumithran, P., et al. (2011). Long-term persistence of hormonal adaptations to weight loss. New England Journal of Medicine, 365(17), 1597-1604. Müller, M. J., et al. (2015). Metabolic adaptation to caloric restriction and subsequent refeeding: the Minnesota Starvation Experiment revisited. American Journal of Clinical Nutrition, 102(4), 807-819. Heilbronn, L. K., et al. (2006). Effect of 6-month calorie restriction on biomarkers of longevity, metabolic adaptation, and oxidative stress in overweight individuals. JAMA, 295(13), 1539-1548. Johannsen, D. L., et al. (2012). Metabolic slowing with massive weight loss despite preservation of fat-free mass. Journal of Clinical Endocrinology & Metabolism, 97(7), 2489-2496. La Merrill, M. A., et al. (2013). Toxicological function of adipose tissue: focus on persistent organic pollutants. Environmental Health Perspectives, 121(2), 162-169. Hue, O., et al. (2006). Increased plasma levels of toxic pollutants accompanying weight loss induced by hypocaloric diet or by bariatric surgery. Obesity Surgery, 16(9), 1145-1154.